Yaşadığımız herhangi bir olayın ardından, düşünce ve duygularımızın da etkisiyle zaman zaman kendimizi oldukça kötü hissedebiliriz. İçinde bulunduğumuz o an, bize sanki kaçınılmazmış gibi gelir.

Zihnimizdeki kalabalık konuşmaya başlamış, kulaklarımız çoktan bu seslerin esiri olmuştur. Küçüklüğümüze dayanan yerleşik düşüncelerimizin etkisiyle, duygularımız geçmişte yaşadığımız anıları son derece gerçekçi bir şekilde yeniden canlandırır.

Ve bu noktada saldırıya geçen otomatik düşüncelere çoğu zaman gerçekmiş gibi inanırız. Ancak şunu asla unutmamamız gerekir: duygular sürekli değişir.

Yaşadığımız acı, keder, hüzün ya da mutluluk... Hepsi geçicidir ve bir döngü içerisindedir. Tüm bunlar hayatın doğal bir parçasıdır. Nasıl mutluluk kalıcı değilse, yaşadığımız hiçbir acı da kalıcı değildir. Bunu kendimize hatırlatmamız gerekir.

Duygular Nasıl Çalışır?

Duygu kelimesi Latince’de “hareket etmek” anlamına gelir. Bir olay karşısında düşüncelerimizin etkisiyle ortaya çıkar ve davranışlarımıza yansır.

Davranışlarımız zamanla birikir ve kişiliğimizi oluşturur. Bu yüzden düşüncelerimiz değiştikçe hayata bakış açımız da değişir ve bu değişim doğrudan hayatımıza yansır.

Kendine Nasıl Yaklaşmalısın?

Yaşadığımız bir sorun karşısında kendimizi yargılamak ya da suçlamak yerine, kendimize daha şefkatli yaklaşmak ve o an hissettiğimiz duyguların altında yatan sebepleri anlamaya çalışmak çok daha sağlıklı olacaktır.

Bu aslında kendimize verdiğimiz şu mesajdır: “Seni olduğun gibi kabul ediyorum.”

Buna ek olarak, yaşadığımız acının ya da hüznün varlığını kabul edip o anki duygularımızı sanki bir akışın içindeymiş gibi izlemek, her anın geçici olduğunu hatırlatır ve ruhsal yükümüzü hafifletir.

Bazen sorun düşündüğümüz gibi büyük değildir. Sadece zihnimizle baş başa kalmayı henüz öğrenmemiş olabiliriz.